Trabzonspor Semmelweis’i Dinlemeliydi

Psikolojik ve sosyolojik literatürde Semmelweis Refleksi diye bir refleks var. Semmelweis Refleksi; İnsanların kendilerine sunulan bir bilgiyi refleks olarak hiçbir düşünce, tecrübe, gözlem veya deneye tabi tutmadan, reddetmesi ve dışlaması demektir.

Nerden geliyor bu Semmelweis Refleksi?

Semmelweis Refleksi’ni literatüre kazandıran Robert Anton adında bir yazar. Bu tanımlamayı yaparken  Viyana’da 19. Yüzyılın ikinci yarısında görev yapan bir kadın doğum uzmanı Ignaz Phillips Semmelweis’in  yapmış olduğu “loğusa hummasının yayılması” teşhisi ve ona karşı tıp dünyasının göstermiş olduğu tepkiden yararlanmıştır.

Semmelweis adındaki doktor, Viyana’da çalıştığı doğum kliniğinde loğusa humması denilen hastalık nedeniyle ölüm oranlarının çok fazla yüksek olduğunu görmüştü. Durumu kabullenmemeyi ve bu durumun nedenlerini ve çözüm yollarını öğrenmeyi kafasına koyar Semmelweis. Gözlemlemeye ve araştırmaya başlar. Çalıştığı klinikte iki salon vardır. Birinci salonda tıp eğitimi gören stajyer doktorlar, ikinci salonda ise stajyer ebeler vardır. Birinci salonda her 10 anneden 3’ününün hastalık nedeniyle öldüğünü gözlemler – korkunç bir rakam-, ikinci salonda ise ölüm vakaları oldukça az ve normal seyirdedir. Dikkatini birinci salona yönlendirir. Tıp eğitimi alan öğrencilerin anatomi dersinde kadavralarla meşgul olduktan sonra salona girdiklerini görür. Acaba, kadavralarla, ölüm arasında bir ilişki var mıdır? Varsa bile kadavralar, anneleri nasıl etkiliyordur? Yoksa kadavralardan gözle görülemeyecek kadar küçük canlılar annelere mi ulaşıyordur? – Hatırlatalım, o dönem tıp dünyasının, mikroplardan ve bulaşıcı hastalıklardan haberi yoktur. Cerrahların dünyasında çalışmaya başlamadan önce el yıkama, kıyafetleri temizleme alışkanlığı da yoktur –

Hemen bir tedbir uygulamaya koyar Semmelweis ve doğumhanenin kapısına klorlü bir solüsyon koydurur ve içeri giren herkesin bu solüsyonla ellerini yıkamasını sağlar. Sonuç muhteşemdir. 1 ay içerisinde ölüm oranı % 1’e düşmüştür. Sene 1847’dir ve Semmelweis bu eşsiz buluşunu ve çözümünü makaleleştirir.

Ancak Semmelweis bu makalesi ile birlikte bırakın takdir görmeyi eleştirilerin ve alayların hedefi olur. Zaten çok ismi bilinen bir doktor değildir ve herkesin düşündüğünden farklı şeyler söylüyordur. El yıkamak mı? Komik! Saldırıların dozajı arttı, Semmelweis tıp dünyasında adeta lanetlendi, hatta üniversiteden bile kovuldu.  Kovulduktan sonra, sokaklarda gezip, hamile kadınlara “lütfen doktorunuza söyleyin, doğumdan önce ellerini yıkasın” dediği bile rivayet edilir ve nihayetinde akıl hastanesine kapatılır, 1865 yılında da kahrından ölür.

Semmelweis bir akıl hastanesinde kahrından ölürken, tıp dünyası yeniden sarsılır. Çok ünlü ve tıp dünyasında çok güçlü olan bir cerrah olan Joseph Lipster, aynı çalışmaları ve aynı çözümlerle yola çıkar. Kimse karşı çıkamaz. Ve Lipster o tarihten sonra ününe ün katar ve antisepsi’nin babası kabul edilir. Artık cerrahlar ellerini yıkamaya başlamıştır. Hele ki Luis Pasteur’un da mikroplar hakkında çalışmalara başlaması ile tıp dünyası yeniden şekillenmeye başlar.

Semmelweis’in tamamen bilimsel gözlem, araştırma ve çabalarına dayandırarak iddia ettiği bilgilerin ve vardığı sonuçların hiç araştırılmadan, değerlendirilmeden reddedilmesine Semmelweis refleksi deniyor.  Semmelweis refleksi bir bakıma cehaletin bilimsel tanımlamasıdır.

 

Nerden geldik bu konuya ve Semmelweis’in Trabzonsporla ne alakası var?

Malumunuz olduğu üzere Muharrem Usta ve yönetiminin göreve geldiği günden beri en çok üzerinde durduğu nokta Trabzonspor’un ekonomik olarak geldiği dip noktası. Geçtiğimiz günlerde UEFA tarafından FFP kriterlerine aykırılık nedeniyle gözlem yaptırımı ve para cezasına çarptırılmıştı. – Neyse ki, Muharrem Usta ve yönetimi bu konuda daha önce tedbir almıştı ve çok daha büyük ve etkili cezalardan tabiri caizse yırtılmıştı.- Bugün ise Trabzonspor Divan Kurulu toplandı ve yeni hesaplamalar ve bilgiler eşliğinde Trabzonspor’un borcu 567 Milyon TL olarak açıklandı. Bu rakam korkunç bir rakamdı, Trabzonspor’un taşıyacağı yükten çok daha büyük bir yüktü ama gelinen nokta asla sürpriz değildi.

Çılgın ve çok şükür eski Trabzonspor Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu zamanında kulüp öyle büyük, öyle plansız, öyle anlamsız ve öyle çılgın transfer politikaları yürüttü ki, sonucu Trabzonspor adına büyük bir başarısızlık ve bahsettiğimiz korkunç ekonomik tablo oldu.  Nerdeyse herkesin suçu vardı bu dönemde. Her transfer sonrası çılgınca sevinen, “KAP, KAP, KAP” diye deliren, Kulübün ekonomik durumundan bihaber, geleceği düşünmeyen/düşünemeyen bir kitle kapladı Trabzonspor’un her yanını. Ve bu dönem boyunca çok az kişinin sesi çıktı. Çok az. Sesi çıkanlar ise “hainlikle, yıldızları çekememekle, küçük düşünmekle” suçlandı. Şimdilerde habire “borç” haberi yapan gazeteciler o dönemlerde de habire “transfer” haberi yapıyordu ve sanki gazetecilik, yönetimin istediğini haber yapmaya eşitlenmişti.  Camia cehaletle, büyük bir cehaletle, hepsinden önemlisi harekete geçmiş bir cehaletle sarılmıştı ve o cehaletin etkisi altındaydı…

Sonuç ortada.

Trabzonspor, o çılgınlık zamanı Semmelweis’i önyargısız dinleyebilseydi, belki de ekonomik durum bu kadar fecaat bir duruma gelmeyecek, geçmişi zaten kaybeden Trabzonspor, geleceğinden de yıllar feda etmek zorunda kalmayacaktı. Neyse ki, ünlü ve güçlü bir Lipster çıktı da, ne kadar geç olursa olsun, tehlikeyi açıkladı ve büyük kesimden bu konu ile alakalı destek aldı.

Mikroplar insanları, bilgisizlik ve görgüsüzlük ise kurumları öldürür.

Trabzonspor ölmek üzereydi ama en azından şimdi mikropların etkisini ve çözüm yollarını biliyor.

Kolay gelsin…

 

 

Not 1 : Bu konu hakkında daha önce yayınlanan yazılarım

İbrahim Hacıosmanoğlu’nun Hataları ve Yalanları

Milgram Deneyi ve Trabzonspor

Trabzonspor’un Ekonomik Durumunun Tuhaf ve Acıklı Hikayesi

Trabzonspor Gerçekle Yüzleşmeli

 

Not 2 : Daha sağlıklı bir insanlık için çalışan bütün bilim adamlarına saygıyla

Not 3 : Ufkumu iki katına çıkaran, ekşisözlükten gastiro’ya teşekkürlerimle